6 Eylül 2009 Pazar
3 Eylül 2009 Perşembe
ÖRTÜ
Eskiden şu karşı burunda, denizin maviden laciverte döndüğü yerde, üstü paçavralarla örtülmüş bir denizfeneri vardı. Öyle bir zaman geldi ki, yanından geçip giden gemiler gemicikler zamanla unuttular; orada ne vardı, niye üzeri böyle paçavralarla örtülmüştü, ne olmuştu. Birden hatırladım işte... Üzüldüm... Suç denizfenerinde miydi yoksa ona güvenip oradan rahat rahat geçen gemiciklerde mi? Düşündüm...
Sevgili Günlük...
Geçenlerde Şizofren Peri kardeşimiz sağolsun mimledi beni... Ama konu bana epey yabancı zaman da dar olunca, yani ince eleyip sık dokumak ve biraz Google'ın tozunu almak gerekince affına sığınarak bir kaç gün erteledim. Ama sözüm söz...
E bir de bu arada iş stresiyle şakaklarım zonklamaya başlayınca iyice elden ayaktan çekildim. Çemkircem çemkiremiyorum. İki satır yazmaya halim yoktu inanın. Hayatta en kötü şey yetersiz müdürlerle ve kendini bulunmaz hint kumaşı sanan çok bilmişlerle muhatap olmak. Yani siz onları ne kadar sallamasanız da arkadaşlarınızın üzüntüsünü gördükçe bir baş ağrısıdır uyuyana dek sizi bırakmıyor. Hayır dövsem döverim elbet, o konuda kolay gaza gelirim kabul. Ama bu genetik çöplüklerle, bu insan müsvetteleriyle elinizi kirletmek sonra sonra pişmanlık hissi oluşturabilir. Hırrrr... Hatta ve hatta Gırrrrrr....
Klon askerlerimi mi yollasam yoksam Kripton'dan kankam Süperman'a mesaj mı atsam bilemedim. O derece kaotik bir durum hakim şakrama... Neyse bu kadar zırvalık yeter ne size ayıp olsun ne periye. Ne şiş yansın ne kebap misali, günün özlü sözüyle bugünkü yazımı noktalıyorum:
("Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir."
John Lennon)
E bir de bu arada iş stresiyle şakaklarım zonklamaya başlayınca iyice elden ayaktan çekildim. Çemkircem çemkiremiyorum. İki satır yazmaya halim yoktu inanın. Hayatta en kötü şey yetersiz müdürlerle ve kendini bulunmaz hint kumaşı sanan çok bilmişlerle muhatap olmak. Yani siz onları ne kadar sallamasanız da arkadaşlarınızın üzüntüsünü gördükçe bir baş ağrısıdır uyuyana dek sizi bırakmıyor. Hayır dövsem döverim elbet, o konuda kolay gaza gelirim kabul. Ama bu genetik çöplüklerle, bu insan müsvetteleriyle elinizi kirletmek sonra sonra pişmanlık hissi oluşturabilir. Hırrrr... Hatta ve hatta Gırrrrrr....
Klon askerlerimi mi yollasam yoksam Kripton'dan kankam Süperman'a mesaj mı atsam bilemedim. O derece kaotik bir durum hakim şakrama... Neyse bu kadar zırvalık yeter ne size ayıp olsun ne periye. Ne şiş yansın ne kebap misali, günün özlü sözüyle bugünkü yazımı noktalıyorum:
("Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir."
John Lennon)
1 Eylül 2009 Salı
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Ağıt
Onurlu Samuray, keskin kılıcın yaşamı ölümle barıştırır. Miğferin ve zırhın; atalarının şanlı tarihi, coşkun bir nehir gibi kültürünün hırçın bekçisi... Dünya ilke nedir sende görmedi mi, çeliğine itaat etmedi mi... Ey Samuray, yeniden diril, kalk mezarından... Ahlak, kültür, gelenek... Kazanmayı unuttu... Doğrul ve dalgalandır yeniden mertliğin bayrağını... Gerçek bir savaşın zamanı gelmedi mi? Onurlu Samuray; yatma öylece, haydi kalk diril... Artık zamanı gelmedi mi?
---------------------------------------------------------------------------------
*Not: Bu yazı ile sadece içten gelen bir esintinin serpiştirilmesi amaçlanmıştır. Birşeyler söyleme ihtiyacı duyanlara istenirse nasıl zırvalanabilir onu kanıtlar. Yarım saate kadar normale dönerim. Eskilerin deyimiyle: "Don't Panic!".
---------------------------------------------------------------------------------
*Not: Bu yazı ile sadece içten gelen bir esintinin serpiştirilmesi amaçlanmıştır. Birşeyler söyleme ihtiyacı duyanlara istenirse nasıl zırvalanabilir onu kanıtlar. Yarım saate kadar normale dönerim. Eskilerin deyimiyle: "Don't Panic!".
Bitiyor...
Bu geceyarısı koca bir yazı daha bitirmiş olacağız. Közde mısırı, sabahın serin çimen kokusunu, geceyi süsleyen yaz takımyıldızlarını, yasemin kokularını, sabahlara kadar devam eden sohbetleri, çekişmeli tavla maçlarını, ayaklarımı yakan sıcak kumu, ağustos böceklerinin keman konçertolarını, sabah ağ atan balıkçı motorlarının sesini, yazın kurulan semt pazarını daha şimdiden özler oldum. Hep yaz olsan keşke... Keşke hiç bitmesen. Ey güzel mevsim, seneye yine gel olur mu?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)