1) Kediyi öldüren, insanın başına türlü felaketler açan acayip his.
2) Solcuları sağcılardan ayıran genetik fark.
3) Yaşamak için kendince bir neden arayanlara en güzel bahane.
4) Ergenlikte zirve yapan hormonların genel adı.
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Ağıt
Onurlu Samuray, keskin kılıcın yaşamı ölümle barıştırır. Miğferin ve zırhın; atalarının şanlı tarihi, coşkun bir nehir gibi kültürünün hırçın bekçisi... Dünya ilke nedir sende görmedi mi, çeliğine itaat etmedi mi... Ey Samuray, yeniden diril, kalk mezarından... Ahlak, kültür, gelenek... Kazanmayı unuttu... Doğrul ve dalgalandır yeniden mertliğin bayrağını... Gerçek bir savaşın zamanı gelmedi mi? Onurlu Samuray; yatma öylece, haydi kalk diril... Artık zamanı gelmedi mi?
---------------------------------------------------------------------------------
*Not: Bu yazı ile sadece içten gelen bir esintinin serpiştirilmesi amaçlanmıştır. Birşeyler söyleme ihtiyacı duyanlara istenirse nasıl zırvalanabilir onu kanıtlar. Yarım saate kadar normale dönerim. Eskilerin deyimiyle: "Don't Panic!".
---------------------------------------------------------------------------------
*Not: Bu yazı ile sadece içten gelen bir esintinin serpiştirilmesi amaçlanmıştır. Birşeyler söyleme ihtiyacı duyanlara istenirse nasıl zırvalanabilir onu kanıtlar. Yarım saate kadar normale dönerim. Eskilerin deyimiyle: "Don't Panic!".
Bitiyor...
Bu geceyarısı koca bir yazı daha bitirmiş olacağız. Közde mısırı, sabahın serin çimen kokusunu, geceyi süsleyen yaz takımyıldızlarını, yasemin kokularını, sabahlara kadar devam eden sohbetleri, çekişmeli tavla maçlarını, ayaklarımı yakan sıcak kumu, ağustos böceklerinin keman konçertolarını, sabah ağ atan balıkçı motorlarının sesini, yazın kurulan semt pazarını daha şimdiden özler oldum. Hep yaz olsan keşke... Keşke hiç bitmesen. Ey güzel mevsim, seneye yine gel olur mu?
28 Ağustos 2009 Cuma
Algıda Zayıflık
Bir arkadaşımızla konuşurken bazen olmadık geri dönüşler alır ve üzülürüz. Aslında bizi üzen; karşımızda güvendiğimiz insanın bize güvenmemesidir ve bu yüzeyselliğin, bayağılığın ortaya çıkışıyla birlikte anlarız... Algıda zayıflığın karşımızdaki insandan değil, bizim insan ilişkilerindeki o yüzeyselliği kavramadaki zayıflığımızdan kaynaklandığını ve bir hançer gibi öylece saplanır o gerçekler ruhumuza. Artık paylaşmaktan, aklımızdan geçen en ufak bir kelimeden, dostluğa ve arkadaşlığa dair herşeyden çekiniriz. Çünkü aynı yalanlara kendimizi onlar gibi inandırmak istemeyiz. Sonuç çoğu zaman ya bir baş ağrısı ya ince bir ülser ya da gözlerini kapatmaktır tüm dünyaya.
27 Ağustos 2009 Perşembe
Ne Zaman Geleceksin ?
Dışarıda minik pamuk parçaları gibi lapa lapa kar yağıyordu. Bahçeler, zaten tek tük kalmış çam ağaçları ve isli bacalarıyla çatılar çoktan o beyaz yorganlarına sımsıkı sarılmışlardı. Bir iki dal, yorgunluktan olmalı, üzerlerindeki karı bir çırpıda atıp kaldırıma serpti. Dışarısı çok soğuk diye düşündüm fakat, bu bembeyaz sabahı seyrederken yüreğim sıcacık olmuştu. Belki biraz ısınmak için iki karga havalandı. Saat sabahın altısı ve seni koskoca bir özlem geçiyordu. Pencereyi hafifçe araladım. Tertemiz kar havası ciğerlerimi yakıyordu. Ipıssız, bembeyaz kadife bir örtü, bir kartpostal resmi gibi seni bana çağırıyordu. Gelmeyeceğini bile bile bana aynı soruyu sordurtuyordu...
Bugün Bir Film İzleseydim
Aklıma ilk gelen K-Pax sanırım... Uzaylı mı yoksa kafadan çatlak mı? İnsan ruhunun çektiği ızdıraplara bulduğu belkide en kusursuz çözüm. Delirmek ve tüm acılardan, kederlerden kurtulmak. Sınırsız bir özgürlük. Akla gelen tüm fikirler saniyeler içerisinde en önemli ve aynı zamanda da en önemsiz fikirler haline gelirken hemen ardından da adeta bir fikir fırtınasına tutulmak ve takılmış plak gibi her saniyenin benzer bir anıya dönüşmesi... Düşünceler içerisinde düşüncesizlik... Artık durmalıyım sanırım. Çünkü kontrolümü kaybetmek beni ürkütüyor... Tam da o anda sonsuzluğa bakar gibiyim, zamanın durduğu bir coşkunluk... Durmalıyım... Çünkü film seyredeceğim :)
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Unutuyorum Bazen
Aslında tam da şu anda olduğu gibi, ara ara ve bazen de sıklıkla unutuyorum; bazı konularda artık yazmayacağım hatta düşünmeyeceğim diye aynada gördüğüm şahısa yeminler ettiğimi... Belki daha önce defalarca yazdığım için, belki birşey farketmez nasılsa dediğim için, ama en çokta artık geç kaldığımı düşündüğüm için ve böyle düşünceler beni gerçekten çok üzdüğü için. Halbu ki düşüncelere ve klavyeye gem vurmak çoğu kez dipsiz karanlık bir kuyuya düşmek ve nafile çabalarla oradan kurtulmaya çalışmak gibi tarif edilebilir. Son 7-8 senedir bu coğrafyada giderek artan bir zihinsel işkence elbette bana bunu yaptıran... Kastetmek istediği birşeyler varsa insanın ve o kasıt daha düşünce labirentlerinde yaratılırken sahibini korkuya sevk ediyorsa eğer, bu sadece yönetenlerin yüreksizliğidir, düşünenlerin değil.
Bugün İçimden Geçenler
Can sıkıcı bir iş gününde aklıma öyle mükemmel bir fikir geldi ki... Keşke dedim; tüm elbiselerimden kurtulsam ve çıblak bir şekilde, sakin sakin ofisler arasında koridorlarda dolaşsam ama dayak yemesem normal karşılansam. Sonra herşey aniden değişse ve herkes bu çıblak adamı fark edip şok geçirse, çığlıklar atsa. Çok sıkıldım çok bunaldım çünkü. Albert Camus'ye verdiğim sözü tutmak istemiyorum. Şu mesai bir bitse, ben de uykuma ve rüyalarıma kavuşsam.
25 Ağustos 2009 Salı
Kıskançlık
Akşam üzeri canım sıkılmış, biraz da değişik insanların bloglarını okuyayım dedim. Her gezdiğim blog ayrı bir kişilik ayrı bir renk içeriyordu. Bir an kendimi öyle kaptırmışım ki azkalsın bu resmi ve haddinden fazla ciddi bloğum kabuk değiştirecekti. Blogger dünyasında yerli ürünlerdeki bu artış gerçekten çok sevindirici. Özellikle hanım yazarların süslemeleri takdire değer. Evet, itiraf ediyorum biraz kıskandımda... Belki bir gün ben de kalıplarımın dışına çıkma isteğime gem vuramam ve kendimi şaşkınlık kuyusunda bulurum, kim bilir? Ne mutlu sizlere dostlar, yaşamı bu sanal dünyada bile doya doya yaşayabiliyorsunuz.
Bakış Açısı
Yaşam hangi açıdan bakılırsa bakılsın bütün insanlar için aynı entropiye sahiptir. Bu bakımdan, bir şeyler yaparken ne çok yavaş ne de çok hızlı olacaksın. Sakin bir nehir gibi, sonunda denize döküleceğini bilerek... Herşeyin tadında kalması gerektiğini öğreneceksin, belki de büyük bedeller ödeyerek. Ama geriye baktığında ister istemez gülümseyeceksin ve keşkeler saracak tüm beyin kıvrımlarını. Ama o gün geldiğinde mavi gökyüzünde bir martı gibi özgür olacaksın. İşte o zaman kafana takmayacaksın, sadece yaşayacaksın...
23 Ağustos 2009 Pazar
Peynir Gemisi
Bugün gerçekten trajikomik bir karikatür gördüm. Bülen Çelik, bir ülkenin durumunu öyle güzel betimlemiş ki... Bir ülke düşünün fabrika açacağına elindeki fabrikaları yabancılara satsın, gençlere iş fırsatları sunacağına onları sadakaya mahkum etsin, tüm finans araçlarını yabancılara devretsin, okumuş insanlar evde çürürken imam bayıldılar bütün köşebaşlarını tutsun, etik anlayış değil biyat anlayışı ülkeye egemen olsun, bol laf salatası dönsün ama bir türlü ana menüye geçilemesin, yabancı ülkelerin empoze ettiği plan ve projeler açılım diye halka yutturulsun...
Demek ki lafla ülke yönetilebiliyormuş beyler... Tarih, böyle ülke yönettiğini sanan zavallıların trajikomik hikayeleriyle dolu... Hepinize hayırlı uğurlu olsun!
Demek ki lafla ülke yönetilebiliyormuş beyler... Tarih, böyle ülke yönettiğini sanan zavallıların trajikomik hikayeleriyle dolu... Hepinize hayırlı uğurlu olsun!
20 Ağustos 2009 Perşembe
Gerçek Değerlerimiz
Düşünüyordum... Bu saçma dünyanın gerçek değerleri yok mu diye... Sonra aniden gri maddecikler çalışmış olmalı ki doğru cevabı şıp diye buluverdim.
Deliler!
Öyle ya... Kim bu dünyayı onların gözünden göründüğü gibi görebilir. Hem yalan da söylemezler! Ne size ne de kendilerine... Yüzleri adeta günün her saniyesi sabah güneşiyle uyanmış gibi gülücükler saçar... İsminizi bilmese bile uydurur bir şeyler ve selam verir, günaydın der.
Deliler!
İnsanın en az bir tane deli arkadaşı olmalı. Değil mi?
Deliler!
Öyle ya... Kim bu dünyayı onların gözünden göründüğü gibi görebilir. Hem yalan da söylemezler! Ne size ne de kendilerine... Yüzleri adeta günün her saniyesi sabah güneşiyle uyanmış gibi gülücükler saçar... İsminizi bilmese bile uydurur bir şeyler ve selam verir, günaydın der.
Deliler!
İnsanın en az bir tane deli arkadaşı olmalı. Değil mi?
Cehaletin ve Bağnazlığın Zirve Yaptığı Yıllar
Yaşadığı zamanı anlamak bir insan ömrü düşünüldüğünde gerçekten çok zordur, özel yetenek ister. Ama tarih öyle mi... Umberto Eco'yu okumayan birisi için ne söylenebilir bilemiyorum. Eco, elindeki mikroskopu gerçekten çok iyi kullanmıştır. Gülün Adı, Foucault Sarkacı...
Düşünün bir kere... Dünya, sadece din kitaplarından edindiği (uydurduğu) bilgilerle gelişeceğini sanan ahmak din adamlarından ve cahillerden geçilmeseydi insanlık çölde vahabi hayatı sürdürmeye devam etmez miydi? O zaman hiçbir varlık bu koca evreni tanımakiçin en ufak bir fırsat bulamazdı. Çinlilerin de dediği gibi; 'Din, yeryüzündeki en kötü uyuşturucu'.
Düşünün bir kere... Dünya, sadece din kitaplarından edindiği (uydurduğu) bilgilerle gelişeceğini sanan ahmak din adamlarından ve cahillerden geçilmeseydi insanlık çölde vahabi hayatı sürdürmeye devam etmez miydi? O zaman hiçbir varlık bu koca evreni tanımakiçin en ufak bir fırsat bulamazdı. Çinlilerin de dediği gibi; 'Din, yeryüzündeki en kötü uyuşturucu'.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Günün Şarkısı
'Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.' C.K.
Ustaya saygılarımla...
Ustaya saygılarımla...
C&P
Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır... Kopyala Yapıştır...
Ne mi yapıyorum? Çoğalıyorum. Olması gereken de bu değil mi?
Ne mi yapıyorum? Çoğalıyorum. Olması gereken de bu değil mi?
Eflatun
Renk kartım eflatun... Çünkü yalancılardan ve çıkarcılardan korkum yok. İç huzurumu bozanlara da acımam yok. Ne zannetmiştiniz? Go oynamaktan vazgeçeceğimi mi?
Bir Varlık Diliyorum
Tek amacı evreni biraz daha tanımak ve anlamak olan, çünkü keşfedecek o kadar çok dünya var ki...
Tek tutkusu bilgilerini diğer varlıklarla paylaşmak olan, kendini daha üstün görmeden, kardeşçe...
Tek korkusu kendini kendi yalanlarına inandırmak olan, daima gerçeği arayan, gerçeklerden korkmayan...
Tek tutkusu bilgilerini diğer varlıklarla paylaşmak olan, kendini daha üstün görmeden, kardeşçe...
Tek korkusu kendini kendi yalanlarına inandırmak olan, daima gerçeği arayan, gerçeklerden korkmayan...
Kayıp Gençlik
Bir ülke düşünün; süper güçlerin süper çıkarlarına karşı en ufak bir söz söylemek ya da bir eylemde bulunmak için ağızlarını açmak aklına gelmesin ya da kolunu kaldırmaya gücü olmasın. Eskinin anlamlı protesto şarkıları yerine birbirini tekrarlayan ve beyinleri sulandırıp bulandıran aptal yenisi şarkılarla şuursuzlaşsın, düşünmesin eğlensin, okumasın eğlensin, itaat etsin eğlensin, soru sormasın eğlensin, paylaşmasın eğlensin... Elbette yaşamın tek amacı olan eğlencenin yanında para kazanmayı da unutmamalı değil mi? Hatta belki de birinci sıraya para kazanmayı koymalı. Vurun doğu mistisizmine... Bağırmaz, gıkı çıkmaz nasılsa... Vurun!
Fantazi
Küçük bir adanın yemyeşil tepesinde, yıldızların sıcak bir yorgan gibi üstümü örttüğü bir gecede, usul usul ismini mırıldanıyorum. O sırada öylesine coşkulu bir sessizlik varki; üşüdüğümü hissedersem sessizliği yorganımın üzerine çekiyorum. Sanki hep oradaydım. Sanki sonsuza kadar hep orada kalacaktım. Ne güzel dedim kendime... Çünkü; dünya dedikleri yerdeki saçma sapan hayat kavgaları ve insan egoları beynimi tırmalamıyordu. Çok uzaklarda yalnız yalnız kıpırdaşan bir ışık görüyordum. Belki de yalnız değilim dedim, kendi kendime avundum, sessizce ağladım...
Haydi Hayırlısı ...
Bu blog, sanırım üçüncü olacak benim için. Ama sonuncusu olacağını kesinlikle iddia edebilirim. Şimdiye kadar yazdığım tüm yazılarda insan olabilmeyi dilemiştim, pinokyo gibi. Ama sanırım kendi kendimin yalancısı oldum, pinokyo gibi. İroniye bakın ki, tüm yaşamım boyunca; hem kendi kendine yalanlar söyleyen hem de o yalanlara kendini inandıran insanları hicvetmekti tek eğlencem. Artık yalan yok diyordum kendi kendime 'aslında kaşık yok'.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)